Gönderi 1 yorumla
İnandığı masallar vardı, hepsinin sonu mutlu biterdi. Kendi sonunun da mutlu bitmesini istedi hep. Ölecekse bile gülümseyerek ölmek isteri mesela. Ama sonra öğrendi ki prens ve prensesler aslında o kadar da mutlu değilmiş.
Her şeyi yolun koyabileceğine inandı hep, herkesi iyileştirirdi, yardım edebilirdi, en zor anlardan çıkabilirdi. Peri tozluydu çünkü o. Tozlarını bıraktığında kendisinden çok şey kaybetmiş olsa da, bıraktığı yere çok şey katardı.
Sonra öğrendi ki bu tozları büyüyü korumak için yeterli değildi. Masalların da büyüsü kaçmaya başlamıştı zaten. Hep bi engel olmaya başladı prensle prensesin arasında. Labirentlerde kaybolmalar, kapkara bulutlar, ayakkabı kaybetmeler başladı. Onlar farkında bile olmadan mutlu olma zorunluluğu hissettiler. Masalların sonunda “sonsuza kadar mutlu yaşadılar” ne komiktir, bi öptü de uyandırdı diye onunla olan Pamuk Prenses mesela uyandı da bütün üzüntüleri uçup gitti mi?
Dedim ya işte masallar yok artık, gerçekler var. O da buna inanmaya başladı, öğrendi, öğrenmek zorunda kaldı. Ama onun engeli korkuları oldu, sevdiklerinin hayatından gitmesi en büyük korkusuydu. Mutlu anlarında kendinden emin olamamaya, daha çok sorgulamaya başladı, çünkü kaybetti, çünkü arkada kaldı, çünkü kara bulutlar ve labirentler ona yolunu şaşırttı.
“Bir varmış bir yokmuş” diye diye kararsızlıktan yolunu kaybetti o ve her seferinde başladığı yere, inandığı masallara, geri döndü.
Gönderi 1 yorumla
Hayatı boyunca güneşin doğuşunu izlemek istediği bi adam hayal etmişti. Sabahın ayazını iliklerine kadar hissetmek, battaniyenin olmayışına aldırmayıp birbirlerini ısıtmayı dilemişti. Uykulu gözlerle olup yine de direnmeyi istemişti onun yanında. Yan yanayken dünyanın durmasını dileyeceği biri olmalıydı o. Saçlarını babası gibi şefkatle okşayacak biriydi hayallerindeki. Şarkılara yazdığı hikayeleri devam ettirecek birini istedi, saçmalayarak da olsa. Bunları düşlerken bi “o” yoktu yanında, diğer her şeyi vardı.
Sonra bu adamı olmayı hiç istemediği bir yerde tanıdı. Masallar uydurdular birlikte şarkılar dinleyip. Ama çok farklılardı. Korktu hep “o” geldi hayatına ama ya şimdi giderse diye. Hep gitmesini bekledi, nasılsa gidecek bi gün diye alıştırmadı onun hayatındaki varlığına. Birlikte uyudular, birlikte uyandılar bir çok kez. Kollarının etrafında olmasına alıştı. Kokusuna,boynuna ve dudaklarına alıştı. Gülümsemesiyle mutlu olmayı seçti. Ama yine de kalıcı olmadığının hep farkındaydı ve gelen günlerden korkuyordu.
Ama bunların sonunda öğrendiği şey: Sevdiğin adamın şah damarının dudağında atması diye bir gerçeğin var olduğuydu…
Gönderi 1 yorumla
Bi insanın kollarında uyumaktan daha mutluluk veren bir şey yoktur. 10 dakika için bile olsa. O an her şey durur, dünyaya meteor çarpsa size bişey olmaz.
Ama giderse, dünya gider. Ya da sen gidersen her şey biter. Gidersen her şeyi geride bırakma ihtimalin vardır. Anılar yarıda kalabilir. Ama yine de hiç bir şey sarılıp uyuma fikrinden daha güzel değildir, çünkü huzur o andır. Sonrasında superman de odur. Peri kızı da sensindir. Superman göklerin adamıdır çünkü, yere indirmek anca peri kızıyla olur. Çok yorulursun ama onu her seferinde kendinde tutmak için, çünkü dedim ya alışık değildir yerlerde gezinmeye, peri tozlarının sihrine de inanmaz. Ama öyle güzel girer ki kanına,
der ki,
“hadi kapat o zaman peri gözlerini.. ben de pelerinime kuşanıp uyuyayım gecenin perdesi altında”

Rüyaların gerçek olduğu şarkılar vardır. Onu dinledikçe güzel giden şeyler vardır. Dinlediğinde mutlu eder her şeyden çok.

Gelmiyordun ne kadar beklesem de. Kocaman isyanlarım oldu seni beklerken. “Gelicek!” diye inat ettim. Kaderci miydim? Belki,bazen. Hep yakınlarımdaydın aslında, sevdiğin şeylerle-sevmediğin şeylerle-zevklerinle-üzüntülerinle. Her gün görüp de dönüp bakmamaktı bizimki. Bizimki mi? Bu sefer sahiplenmek yok, bu sefer “bizimki” diye bir şey yok. Yok, çünkü; olduğunda kalbini deler geçer bu duygu. Kendini bitirmek olur. Ama bu başka bir şey. Hem her şeysin hem hiç bir şey. Dengeli yani. Kimseyi üzmeden, kimsenin psikolojisini bozmadan. Kimyamız yerinde, aşk değil çünkü bu. Eminim ben. Ama tek bir cümle var ki ”İnsan karar vererek aşık olmaz. Sadece bir bakar, olmuş.” işte bundandır bütün endişem,bütün korumaya çalışırken kendimi düşüşüm. Ama her şey ben gibi, çekingen-korkak-bir o kadar sıcak.
Her şey çok yavaştı, dünya dönmeyi bırakmış gibi,
güneş doğduktan sonra batmıyor- battıktan sonra doğmuyor gibi.
Yalnızlık; sabah ayazında yürümek gibi, titreyerek.
Bulutların arasından süzülerek gelen güneş gibi, korkak ürkek, umut.
Sonra yağmurlar, göz yaşlarımızın yetmediği yerde yardıma koşanlar.
İçindeki fırtınaları,şimşekleri dışında da yaşatanlar.
Huzur, güvenle uyumak gibi.
Sonra yine umut, piyanonun her tuşundaki sesin yarattığı anlam gibi.
Aşk, o notaların bütünü gibi.
Sonra bahar, şans getireceğine inanılan uğur böceği gibi.
Aşk değil gibi, sessiz ürkek ama bir o kadar sokulgan çünkü.
Fotoğraf, Formula 1 Diaries... kullanıcısından 23 yorumla yeniden blogladı
Allahın emriyle seni kendime istiyorum ben.
Kaynak: formula1diaries
Fotoğraf, the jay hum project kullanıcısından 1 yorumla yeniden blogladı
İşte bi gün bu sokaklarda yürüyeceğim :)
Madrid/Spain
Kaynak: jayhum
Alıntı 1 yorumla
ne çocuğu doğru düzgün tanıyorum ne de seni. “insanlar değişir mi?” sorusunun cevabı çok belirsiz. seni seviyor mu, sana sadık kalır mı? bilemem. ama sen ne istediğini bilebilirsin. nasıl bi sevgili istiyorsun kendine? geçmişi önemli mi, değil mi? geçmişi ne olursa olsun gelecekte bana karşı yanlış bir şey yapmadıktan sonra problem değil diyor musun? bunların cevabı tamamıyle sana kalmış. hayalindeki erkeği ve onun karakterini unutma.” der Uğur.. :)
Gönderi 2 yorumla
Arasında bir minik çizgi vardır sevgili ile arkadaşın. Şeffaftır,kolayca geçersin. Ben hep bundan korkarım. Sevdiğin insanla o şeffaf çizgiyi bi aşarsan artık geri dönemezsin ve arkadaşsındır. Ama yok o dengede durursan her şey mükemmel olur.
Ama o dengeyi sana bozduracak çok şey olabilir. Mesela “eski sevgili” kavramı. 1-2 hafta önce ayrılmış olsalar da hala sana anlatılmayı bekleyen bi “eski sevgili” olabilir. Ve sen bunu dinlediğinde ya onun kalbini kazanırsın, ya da onu tamamen kaybedersin çünkü sen artık bi dost bi arkadaş olmuşsundur. Onun omzunda ağladığında ya onu dostun yaparsın ya da sevgiliye yaklaştırırsın. Bu böyledir… Ve hep karşındakinin tercihidir, sen ne yaparsan yap algılaması ona kalmıştır. Öyle ki sen anlayamazsın senden ne istediğini. Sana anlattığında geçmişini, dostu olduğun için mi sevdiği insan olduğun için mi güvenip anlattığını bilemezsin. Bunları bilemediğin sürece de dengesizlikler,saçmalıklar yapıcaksın. Üzülme,”hayırlıysa olsun” de. Bu her şeyden kolay.
Anonim sordu: Hiç kendini sorgular mısın ben nasıl bir insanım eksiklerim neler, nerede hata yapıyorum, insanları nasıl ve neden incitiyorum diye?
Çok sorgularım. Biriyle bi sorunum olduğunda mutlaka karşımdakinin hatasından önce kendi hatamı düşünürüm. Bulamazsam karşımdakine sorarım neden böyle oldu diye. Çoğu zaman da dikkat etmeye çalışırım, ama insanız bazen etrafımızdakilerin bunları bilerek yapmadığını anlayıp anlayış göstermek gerekiyor. Hatamı sorgulamadıklarımı zaten en başından silerim. :)
Gönderi 1 yorumla
Mustafa Sandal şarkılarının hayatımdaki yeri çok büyüktür. Miniciktim şarkılarını söylerken. Bembeyaz bi tshirt’ü vardı onun hep kliplerinde falan giyerdi. Belki de ondan şimdi beyaz tshirtlüler çekici geliyor. Yemek yemeyi sevmezdim hiç, kliplerini izlerken daldığımdan ne yediğimin içtiğimin bi önemi de yoktu itiraz etmeden yerdim çünkü. Şimdi 21 yaşındayım. İlk şarkılarını 5 yaşındayken söylüyordum şimdi hatırladığım kadarıyla. Çoğunun anlamını bilmeden ezberlediğim şarkıları şimdi hayatımda bir yerlere oturtabilmek çok güzel…
*Benim aşka inancım kalmadı hiç,beni ellere verdin utanmadan hiç.Bozma kendini.*
Aşık oldum. Sonra terk edildim. Dinlediğim şarkı buydu. Belki de hem hüznü hem kızgınlığı bir şekilde anlatabilen, bana ulaşabilen, teselli eden tek şarkıydı.
*Bir nefes aldım,hatıranı içtim.*
Sonra uzun zaman geçti ayrılığın üstünden. Ama hatıralar yok olmadı. Her alkol alışımda hatıralarındı içimden geçip giden, midemi yakıp geçen.
*Yok geçmez,senden başka yok geçmez. Gel aşkım gel,dünyam karışsın. Hadi vur kalbimden vur baştan acıtsın*
Sonra umutsuzca bekledim, gelmesini beklediğim kişiler oldu. Tekrar canımın acımasını göze alarak.
*Çok sürmez,aşk bu öldürmez.*
Bunu da öğrendim büyüdükçe. Aşktan kimse ölmüyor, yaşayamadıkların kalıyor geriye ve acıtan tek şey de bu.
*Hatırla beni şarkılarla. Kolay mı sandın aklınca?*
Her giden bir şarkıyı da alıp götürüyor. Sadece şarkı da değil,seni bomboş bırakıyor. Ne kadar her şey kolay geçicek bu dönem sansan da en aklında olmayan zamanda seni kıskıvrak yakalıyor.
*Gönlünü gün edeni sevmez sevda,ister hep onu üzeni.*
Bu şarkı belki de Mustinin en sevdiğim şarkılarından. Eskişehir’e gelmişti yıllar önce. O gün yaşadıklarım her neydi bilmiyorum ama bu şarkı tam da o gün içindi. Eskişehir’de klip çekilmişti konserde… Herkesin onu üzenle onu çok seven arasında kaldığı bir durumu vardır. Hep aklımızı kurcalayan bi “belki” vardır bizi üzenin yanında olmak için kendimizi avuttuğumuz.
Ya işte böyle benim Mustafa Sandal maceram. Minicikken başladı, anlamlar vermeye çalıştığım ve konuşmayı yeni öğrendiğim yıllarda. Dayımın kasetlerinin içinden Mustafa Sandal’ın olanları gizlice aldığım günlerdi. Maceram tabii ki bitmedi. 5 yaşında nasıl benimleyse bu şarkılar, 21 yaşında da öyle. Belli ki 30’umda da olacak. Musti iyi ki var.
21 sayfadan 1. sayfa